Ana Sayfa

C.P.Snow “İki Kültür” kavramını 1959 yılında ortaya attığında, sonrasında bu kadar tartışılacağını tahmin etmemişti. Akademide çalışanların “doğa bilimcileri” ve “edebi entelektüeller” olarak iki büyük gruba ayırıldığını söylemiş ve iki grup arasındaki iletişimsizliğin, neredeyse iki ayrı kültür grubunun birbirini anlayamamasına benzediğine işaret etmişti.

Kavram olarak yeteri kadar iyi işlenmiş olmasa da akademide benzer gözleme sahip çok sayıda bilim insanının bulunması tartışmayı alevlendirdi. Bir gerçeğe işaret edilmişti ama bu gerçeği tarif edecek doğru kavram bu muydu? Veya akademide gözlemlendiği söylenen bu gerçeklik tam olarak neydi? Epistemolojik veya ontolojik bir temeli var mıydı? Tarihsel veya yöntemsel bir ayrımın ortaya çıkardığı bir sonuç muydu? Meseleyi bütün bilim alanlarını kapsayacak şekilde ele almak ve gözlemlerde bulunmanın bile başlı başına bir büyük sorun olduğu kesindi. Peki, iki veya daha çok “kültüre” bölünmenin ne zararı olabilirdi?

“İki Kültür”ü aşmak gayreti hep olageldi. Zaten C.P. Snow’un durum tespiti de bu durumun İngiltere için ortaya çıkardığı sakıncalara işaret edip, çözüm önerileri geliştirmeye odaklanıyordu. Sonrasında özellikle sosyal bilimler alanında disiplinler arası ayrımların savunusu daha keskin hale geldikçe, ortaklaşma arayışları da hep gündemde kaldı. Disiplinlerarası çalışma farklı şekilleriyle ön plana çıktı ve bu sefer yeni “disiplinlerarası disiplinler” oluştu. Fakat “İki Kültür” eksikli bir kavram olsa da işaret ettiği gerçeklik, farklı disiplinlerin ötesinde, bir tarafta doğa bilimlerinin ve diğer tarafta beşeri ve sosyal bilimlerin bulunduğu daha büyük öbekler arasındaki farklılaşmanın gözleminden yola çıkıyordu.

Marx ve Engels’in inşa ettikleri biçimiyle marksizmin, merkezinde duran politik-ekonomi, tarih ve felsefenin  yanı sıra doğa bilimlerinden de beslendiği düşünülürse, iki kültür meselesinin marksizm için yeni bir kavram olduğu söylenemez. Bu anlamda marksizm “insanlığın tarihine, güncel durumuna ve olası geleceğine bütünlüklü bir açıklama” getiren bir kuramdır. Marksizmi aynı zamanda kapitalist sistemi aşmak için, bütünlüklü tek gerçek cevabı oluşturabilecek kuramsal ve yöntemsel bir çerçeve olarak ele alıyoruz.

Diğer yandan bugün marksizmin, kuruluşundan 150 yılı aşkın bir süre sonra insanlığın ortaya çıkardığı yeni birikim ve karşılaştığı yeni problemlere dair benzer bir bütünlüğe daha fazla yaklaştığını söylemek mümkün değildir. Oysa bugün felsefe, tarih, iktisat, siyaset, kültür, sanat, edebiyat, fizik, antropoloji, biyoloji ve sinirbilimleri vb. gibi daha önce hiç olmadığı kadar çok farklı alanda marksist olan kuramlardan, yaklaşımlardan veya en azından bu alanlardaki marksistlerden söz etmek mümkün hale gelmiştir. Dolayısıyla biz bu sene iki kültür meselesini marksizm açısından tartışmak istiyoruz. Bu nedenle ilkini geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz Bilim Üzerine Marksist Tartışmalar sempozyumuna 2013’te “İki Kültür” konusunu seçtik.   Farklı disiplinlerden marksistlerle bu temayı tartışmak için buluşmayı umuyoruz.

***

Sempozyum açılışını biri temel bilimci, diğeri sosyal bilimci iki marksist yapacak. Tarihçi ve siyaset bilimci Attila Aytekin ve biyolog Ergi Deniz Özsoy iki marksist olarak bir “düet” yapacaklar. “Düet” sempozyum öncesinde hazırlanan ortak sorulara, kendi bilim disiplinlerinden hareketle verecekleri cevaplarla gerçekleşecek. Bu ilginç karşılaşmayı kaçırmamanızı öneririz.

***

Üniversite Konseyleri Derneği olarak Bilim Üzerine Marksist Tartışmalar sempozyumlarının ikincisini Karaburun’da, Karaburun Gündelik Yaşam Bilim ve Kültür Derneği‘nin katkılarıyla yapıyoruz. Konu ilginizi çekiyorsa katkı ve katılımınızı bekleriz. Takvime uyarsanız seviniriz. Karaburun’da görüşmek üzere…

Düzenleme Kurulu